Özgener’den İzmir için üç kritik öneri: Atatürk Stadı yıkılsın, Çeşme projesi canlansın, Körfez geçiş projesi tamamlansın!
İZTO Başkanı Mahmut Özgener, İzmir’in 2027-2030 dönemine ilişkin projelerini açıkladı. Atatürk Stadı’nın yıkılarak yerine 50 bin kişilik modern stat yapılmasını öneren Özgener, Çeşme Turizm Projesi’nin yeniden ele alınmasını ve İkinci Çevre Yolu ile Körfez Geçiş Projesi’nin bir an önce hayata geçirilmesini istedi.
Buse AÇIKALIN/ - İZTO Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, Swissotel Büyük Efes İzmir'de İzmir Ticaret Odası 2027-2030 Dönemi Bilgilendirme Toplantısı düzenledi. Özgener, toplantıda İZTO tarafından yapılacak olan projeleri sıraladı.
Toplantıda İZTO tarafından yapılacak projeleri sıralayan Özgener, "İzmir Ticaret Odası olarak “Ortak Akıl, Ortak İrade” mottosuyla hazırladığımız bu projeleri, kurum olarak İZTOʼnun üstleneceği projeler ile İzmirʼin gelişimi adına önemli gördüğümüz ve gerçekleştirilmesi kurumlararası iş birliği gerektiren İzmir Projeleri olmak üzere iki alt eksene sahiptir" dedi.
İZTO tarafından düzenlenecek projeleri Özgener şöyle sıraladı:
TEK ADRES: KAMU HİZMETLERİ OFİSİ İZTO bünyesinde üyelerin farklı kamu kurumlarındaki işleri için zaman kaybetmeden doğru bilgiye ve doğru yönlendirmeye ulaşabilecekleri, resmî dairelerdeki işlemleri için başvuru evraklarını doğrudan Odaya teslim edebilecekleri bir ofis kurulacak. Bakanlıkların il müdürlükleri, SGK, Vergi Dairesi, İŞKUR ve üyelerimizin en fazla temas ettiği diğer kamu kurumlarının birer temsilcisinin bu ofiste görev yapmasını hedefleniyor. Böylece üyelerin kamu işlemlerini hızlandırmayı ve bürokratik süreçlerde yaşanan zaman kaybını azaltmak amaçlanıyor.
İKİZ DÖNÜŞÜM MERKEZİ Yeşil dönüşüm ile dijital dönüşüm birbirinden ayrılmaz iki kavram. Günümüz dünyasında rekabetçiliği korumak bu dönüşümlere ayak uydurmaktan geçiyor. İkiz Dönüşüm Merkezi, KOBİ’lerimizin enerji verimliliği, karbon yönetimi, dijitalleşme, yapay zekâ ve yeni üretim teknolojilerine uyum sağlama konularında onlara rehberlik edecek ve ihtiyaç duydukları teknik desteği sağlayacak.
Bugüne kadar üyelerimizin yurt içi ve yurt dışı fuarlara katılımlarına yönelik önemli destekler sağladık. 2018-2026 döneminde üyelerimize verdiğimiz fuar desteğinin toplam tutarı, 2026 yılı fiyatlarıyla 520 milyon TL’ye ulaştı. Dört farklı kategori kapsamında verdiğimiz bu desteklerden toplamda 8.201 üyemiz yararlandı.
Benzer bir şekilde, fuar desteklerine ilave olarak önümüzdeki dönemde bütçemizden önemli bir kaynağı üyelerimizin yeşil ve dijital dönüşüm yolculuklarına destek olmak için ayıracağız. Hayata geçireceğimiz ikiz dönüşüm destek mekanizması aracılığıyla karbon ayak izi ölçümünden enerji verimliliği etüt analizine, dijital olgunluk düzeyinin belirlenmesinden süreç analizlerine kadar farklı alanlarda üyelerimizin ihtiyaç duydukları teknik danışmanlık hizmetleri için her bir hizmet özelinde belirlenecek bütçe ve oranlar dâhilinde maddi destek sağlayacağız.
İZTO FUTURE LAB: YAPAY ZEKÂ DESTEKLİ DİJİTAL TEST VE SİMÜLASYON MERKEZİ
İşletmelerin krizlere karşı dayanıklılıklarını ölçebilecekleri ve gelecekteki yatırımlarını dijital ortamda test edebilecekleri yapay zekâ destekli bir simülasyon merkezi olarak İZTO Future Lab, iki temel alanda hizmet sunacak. Merkez bünyesinde işletmelerin deprem, doğal afet, ekonomik kriz, enerji kesintisi ve tedarik zinciri aksaklıkları gibi farklı senaryolardaki dayanıklılıkları analiz edilecek. Operasyonlarını ne kadar süre sürdürebilecekleri, olası kayıpları ve almaları gereken önlemler belirlenerek firmalara özel dayanıklılık karneleri ve eylem planları oluşturulacak.
Bunun yanı sıra dijital yatırım simülasyonu aracılığıyla işletmeler, planladıkları yeni fabrika, üretim hattı veya kapasite artırımı yatırımlarını gerçekleştirmeden önce dijital ortamda simüle edebilecek. Farklı talep, maliyet, kapasite ve operasyon senaryolarını test edip yatırımın potansiyel riskleri, darboğazları ve fırsatları hakkında detaylı analizler yapabilecek.
Böylece merkezin kuracağı bu altyapı sayesinde İzmirli işletmelerin risklerini önceden görebilen, yatırımlarını veriye dayalı kararlarla gerçekleştiren ve krizlere karşı daha dayanıklı yapılara dönüşmesine katkı sağlanması hedeflenmektedir. "Oda bünyesinde uzmanlardan oluşturulacak bir araştırma ekibinin görev yapacağı bu merkezde, yapay zekâ ve dijital teknolojiler başta olmak üzere dünyadaki mega eğilimler, sektörel analizler, makroekonomik raporlar, uluslararası jeopolitik gelişmeler, geleceğin sektörleri vb. alanlarda stratejik araştırmalar yapılacak. Bununla birlikte, ticaret için geleceğe dair doğru öngörüler yapmak kritik öneme sahiptir. Olası risklere karşı tedbir almak ya da olası fırsatları değerlendirmek için bilimsel yöntemlerin ürünü olan veriye dayalı öngörülere ihtiyaç vardır. Bu araştırma biriminde aynı zamanda önümüzdeki dönemde hayata geçireceğimiz Endeks İzmir Platformu’nda kent ekonomisinin nabzını tutmaya yönelik sektör bazlı endeksler ve göstergeler paylaşacağız. Böylece hem kurumumuz hem de üyelerimiz için ticaret ve yatırım kararlarında yön gösterici olacak güçlü bir bilgi altyapısı inşa etmek istiyoruz.
BİR VEFA PROJESİ: İLERİ YAŞ SAĞLIKLI YAŞAM MERKEZİ Ülkemizin refah seviyesi yükseldikçe ortalama ömür süremiz de artıyor. Bununla birlikte giderek artan yaşlı nüfusa yönelik hizmet kapasitesinin büyütülmesi ve çeşitlendirilmesi önemli bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkıyor. İzmir Ticaret Odası olarak önümüzdeki dönemde üyelerimize yönelik bir Vefa Projesi’ni hayata geçirmek istiyoruz. İzmir Ekonomi Üniversitemizin Güzelbahçe Kampüsü tamamlandıktan sonra Balçova Kampüsümüzün bir bölümünde yüksek kalite standartlarında hizmet verecek bir İleri Yaş Sağlıklı Yaşam Merkezi kuracağız. Bu merkez, kurum olarak sahip olduğumuz üst düzey sosyal sorumluluk bilincinin somut bir nişanesi olarak üyelerimize hizmet verecektir.
İZTO VAKFI KOLEJİ İzmir Ekonomi Üniversitesi ile hem İzmir’e hem de Türkiye’ye önemli bir kurum kazandırdık. Bu yıl 25’inci yaşını kutladığımız üniversitemiz ile yükseköğretim düzeyinde elde ettiğimiz başarıyı ilk ve ortaöğretim düzeyine de taşımak ve yeni bir kurumu daha İzmir’e kazandırmak istiyoruz. Bunun için önümüzdeki dönemde ilk ve ortaöğretim düzeyinde hizmet verecek İZTO Vakfı Koleji’ni kuracağız. Uluslararası standartlarda eğitim vermesini hedeflediğimiz kolejimizde öğrencilerimizi sadece akademik olarak değil, kültürel farkındalıkları yüksek, dünya sorunlarına duyarlı ve sorumluluk sahibi bireyler olarak hayata hazırlamak istiyoruz.
DÜNYA ODALAR KONGRESİ 2031 ADAYLIĞI 2031 yılında İzmir Enternasyonal Fuarı’nın 100’üncü yılını kutlayacağız. Kentimiz için böylesine önemli bir tarihi, Dünya Odalar Kongresi’ne ev sahipliği yaparak taçlandırmak istiyoruz. Bu kapsamda, 2031 yılında Dünya Odalar Kongresi’ne ev sahipliği yapmak için adaylık başvurusunda bulunacağız. TOBB ile koordineli bir şekilde yürüteceğimiz başvurumuzun kabul edilmesi için gerekli lobi faaliyetlerini yürütecek ve dünyanın dört bir yanından iş dünyası temsilcilerini 2031 yılında İzmir’de buluşturmak için elimizden gelen her türlü gayreti göstereceğiz”
LEVANTEN KÜLTÜR ROTASI İzmir, önemli bir Levanten kültür mirasına ev sahipliği yapıyor. Sahip olduğumuz bu kültür mirasını uluslararası alanda tanıtmak ve kent turizmine katma değeri yüksek bir katkı sağlamak amacıyla İzmir gibi Levanten kültür mirasına ev sahipliği yapan Selanik, Beyrut ve İskenderiye şehirleriyle birlikte bir Levanten Kültür Rotası oluşturmak için birlikte çalışacağız. Odamızın liderlik edeceği çalışmalar neticesinde oluşacak rotanın, Avrupa Konseyi Kültür Rotaları Ağı'na akredite edilmesi için başvuruda bulunacağız. Bununla kentimizin Levanten kültür mirasını uluslararası kültür turizmi açısından değer üreten güçlü bir ürüne dönüştürmeyi hedefliyoruz.
AVRUPA TARİHİ TERMAL KENTLER KÜLTÜR ROTASI İzmir, tarihi Agamemnon Kaplıcaları başta olmak üzere birçok tarihi kaplıcaya sahiptir. Her biri ayrı birer şifa kaynağı olan bu kaplıcalarımızın uluslararası alanda daha fazla tanınmasını sağlamak amacıyla, Avrupa Konseyi bünyesinde 2009 yılında oluşturulan Avrupa Tarihi Termal Kentler Kültür Rotası'na üye olmak için ilgili paydaşlarımızla iş birliği içerisinde ihtiyaç duyulan çalışmaları tamamlayıp adaylık başvurumuzu yapacağız. Avrupa'nın 20 farklı ülkesinden 53 kentin yer aldığı bu rotanın bir parçası olmak, şehrimizin termal turizm potansiyelinin değerlendirilmesine ve uluslararası alanda daha fazla tanınmasına önemli katkılar sağlayacaktır"
"İZMİR İÇİN 4 BÜYÜK STRATEJİK ALANIN ÖN PLANA ÇIKTIĞINI DÜŞÜNÜYORUZ" Kurumlar arası işbirliği ile yapılacak olan "İzmir Projeleri" ile ilgili konuşan Özgener, "İzmir geleceği yalnızca odamızın doğrudan hayata geçireceği projelerle sınırlı değil. Kentin önceliği, potansiyeli ve önündeki fırsatlar farklı kurumların ortak iradesini gerektiren daha büyük başlıkları önümüze koyuyor. Bazı meseleler tek bir kurumun yetkisiyle tek kurumun yatırımı ya da kısa vadeli çözümlerle ele alınmaz. Üretimden lojistiğe, turizmden ulaşıma, tarımdan hizmetlere, çevreden yaşam kalitesine kadar İzmir’in geleceğini belirleyecek alanlarda ortak yön duygusuna, uzun vadeli planlamaya ve güçlü bir iş birliğine ihtiyaç var. İş dünyasının temsilcisi olarak ihtiyaçları ortaya koymak, doğru öncelikleri gündemde tutmak, ortak aklın oluşmasına katkı vermek ve çözüm üretecek kurumları aynı hedef altında buluşturmak sorumluluğumuzun bir parçası. İzmir’in önümüzdeki çeyrek yüzyılını şekillendireceğine inandığımız stratejik alanlar var. 4,5 milyonluk bir metropolün üretim alanlarını, lojistik yapısını, altyapısını, turizmini, ulaşımını birbirinden bağımsız düşünmemiz mümkün değil. İzmir’in önümüzdeki çeyrek yüzyılını belirleyecek kararları bugünden tartışmak, ihtiyaçları önceden görmek ve farklı kurumların ortaklaşacağı yön kurmak zorundayız. İzmir için 4 büyük stratejik alanın ön plana çıktığını düşünüyoruz. Üretimin geleceği, liman ve lojistik altyapısı, katma değerli turizm ile yaşam kalitesi ve kent dayanıklılığı. İzmir Türkiye’nin en güçlü üretim merkezlerinden biri. Türkiye’nin milli gelirinin yüzde 6’sını üreten şehrimiz tarım, sanayi, hizmetler ve inşaat sektörlerinde yaratılan ekonomik değer itibariyle üçüncü büyük merkez. Sanayinin yanı sıra tarımda süt üretimi başta olmak üzere birçok ürün grubunun üretiminde ilk sırada. Su ürünleri sektöründe ise ikinci sırada yer alan İzmir’in sahip olduğu çok sektörlü yapı kentimizin rekabet gücünün temelini oluşturuyor. Önümüzdeki döneminde rekabeti ne kadar ürettiğimiz üzerinden yaşanmayacak. Avrupa yeşil mutabakatı, karbon düzenlemeleri, enerji maliyetleri, yapay zeka otomasyon ve döngüsel ekonomi üretimin kurallarını değiştiriyor" dedi.
"KUZEY-GÜNEY İZMİR ALT BÖLGE PLANLAMA ÇALIŞMALARI İzmir, kuzeyden güneye doğru uzanan bir aks boyunca büyüyor. Kuzeyde Aliağa-Bergama, güneyde ise Torbalı-Tire, sanayinin giderek yoğunluk kazandığı ilçeler. Bu bölgeler yeni kurulan fabrikalarla gelişmekle birlikte henüz bu fabrikalarla birlikte gelen nüfusu kendi bünyesinde barındırabilecek sosyo-kültürel altyapıya sahip değil. Rakamlar bu durumu net bir şekilde ortaya koyuyor. Bugün Aliağa’da çalışanların yüzde 55’i, Torbalı’da çalışanların ise yüzde 45’i farklı ilçelerden, özellikle de kent merkezindeki ilçelerden geliyor. Kent içinde merkezden çevreye doğru her gün yaşanan bu hareketlilik, kentsel altyapı üzerinde ciddi bir baskıya yol açtığı gibi zaman ve kaynak israfına da neden oluyor.
Diğer yandan, kuzeyde Bakırçay, güneyde ise Küçük Menderes havzaları ülkemizin en önemli tarımsal üretim merkezleri arasında yer alıyor. Dikili, Kınık ve Bayındır’daki tarımsal ihtisas OSB projeleriyle birlikte bölgedeki tarımsal üretimde verimlilik ve üretkenlik daha da artacaktır.
Sanayinin ve tarımsal üretimin gelişme eğilimi dikkate alındığında, İzmir’in kent planlamasında şehir merkezli yaklaşımın terk edilmesi gerekmektedir. Bunun yerine İzmir, kuzey ve güneyinde alt bölge merkezleri olan gerçek bir metropol olarak ele alınmalıdır. Bu bağlamda, kuzeyde Aliağa’nın ve güneyde Torbalı’nın bulundukları bölgenin merkezi olacak şekilde planlanması büyük bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmaktadır. Bu planlama sanayi ile tarım arasındaki dengeyi gözetmeli, önümüzdeki 20-30 yıllık gelişme dinamikleri çerçevesinde doğabilecek ihtiyaçları projekte etmeli, bu projeksiyonlar doğrultusunda konut, ulaşım, lojistik, enerji, çevre ve sosyal altyapı düzleminde yapılması gerekenleri net bir şekilde ortaya koymalıdır. Bu yapılabildiği takdirde, Kuzey İzmir ve Güney İzmir alt bölgeleri rekabetçi bir küme niteliği kazanacak ve sonuç olarak İzmir’in rekabet gücünü artıracaktır.
KENT İÇİ EKONOMİK BÖLGELER VE MASTER PLAN ÇALIŞMASI Kemeraltı, İzmir’in büyük bir değeri ve önemli bir markası. Şehrimizin kadim ticaret merkezi. Bir zamanlar gıda toptancıları, ayakkabı imalatçıları, oto tamircileri, döküm ustaları ve diğer birçok sektör hep birlikte Kemeraltı’ndaydı. Zaman ilerledikçe İzmir büyümeye başladı. İzmir büyüdükçe Kemeraltı’nda yetişen esnafımız, tacirimiz, küçük üreticimiz işini büyütmek ve büyüyen şehrin ihtiyaçlarına cevap vermek için yeni alanlara taşındı. Gıda Çarşısı, Birinci, İkinci, Üçüncü Sanayi, Ayakkabıcılar Sitesi, Dökümcüler Sitesi, Karabağlar’daki mobilya imalatçıları hep bu büyüme sürecinin ürünü olarak ortaya çıktı. İlk kuruldukları dönemlerde kent merkezinin çeperinde yer alan ve görece meskûn mahal olmayan bu bölgeler, şehrin büyüme hızı karşısında zamanla kentle bütünleştiler ve kentin bir parçası hâline geldiler.
Bugüne kadar kent içinde kalmış olan bu ekonomik bölgelerin hep kentin dışına taşınması üzerinde duruldu. “Gıda Çarşısı’na tırlar giremiyor, şehrin dışına taşınması lazım. Birinci, İkinci ve Üçüncü Sanayilerin etrafı iyice yapılaştı, trafik çekilmez hâle geldi, bu sanayiyi kent dışına çıkarmalıyız. Mobilyacılar yüzünden Yeşillik Caddesi’nde trafik akmaz oldu, hepsini taşımak lazım.” Bu konu özelindeki tartışmalar daima bu ve benzeri açıklamalar etrafında yürütüldü. Hâlbuki bir kentin içinden üretimi tamamen çıkarmanın sonuçları üzerinde fazla durulmuyor. Avrupa’da kent içinden üretimi çıkarmış şehirlerin zaman içerisinde dinamizmini yitirdiği ve boşalan üretim alanlarına yeni işlevler kazandırmaya yönelik projelerle bu dinamizmi yeniden yakalamaya çalıştıkları örnekler, kent içi ekonomik bölgelerin bir şehrin dinamizmi açısından önemini ortaya koyuyor. Bundan ötürü, İzmir Ticaret Odası olarak kent içindeki üretim faaliyetlerini kentin dinamizmini besleyen ana faktör olarak değerlendiriyor ve bu bölgelerin yeni nesil ekonomik bölge yaklaşımı doğrultusunda ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. Kentin içinde kalmış ve birbiriyle etkileşim hâlinde olan bu bölgeleri şehrin dışına taşımak yerine öncelikle yerinde dönüşümü üzerinde durulmalıdır. Örnek vermek gerekirse, Gıda Çarşısı’na tırlar giremiyor, doğru bir tespit. Peki, ne yapılmalı? Tüm Gıda Çarşısı’na hizmet verecek bir cep lojistik merkezi kurulabilir, tüm tırlar buraya gelir ve ardından mikromobilite çözümleri ile mallar dükkânlara taşınabilir. Mevcut yapılar depreme dayanıklı olmayabilir. Alternatif finans yöntemleri kullanılarak planlı bir yerinde dönüşüm süreci yönetilebilir, aynı yerde daha iyi planlanmış ve modern çarşılar, sanayi siteleri inşa edilebilir. Teknik çalışmalar yerinde dönüşüme imkân olmadığını ortaya koyuyorsa o takdirde taşınma ihtimali gündeme alınmalıdır.
ALİAĞA LİMANLARI ALTYAPI YATIRIMLARI Aliağa Limanları, sadece İzmir için değil, Ege Bölgesi ve Türkiye için stratejik öneme sahip bir liman kümesi. 2025 yılında elleçlenen yaklaşık 89,5 milyon ton yük, Ege Bölgesi’nin ihracatının yüzde 58’ine, ithalatının yüzde 51’ine karşılık geliyor. Bunun Türkiye açısından yansıması ise ülke ihracatının yüzde 8’inin, ithalatının yüzde 5,5’inin bu limanlarda gerçekleşmesi. Ancak bu limanların ve arka bölgesinin ciddi altyapı sorunları bulunuyor.
Türkiye’nin en fazla yük elleçlenen limanlarına erişimi sağlayan Sanayi Caddesi’nin kuvvetli bir yağış sonrasında aldığı hâl, bölgede herhangi bir tır parkı olmamasının yarattığı parklanma sorunu başta olmak üzere bölgenin çok ciddi altyapı eksiklikleri var. Bu eksikliklere rağmen liman işletmecileri, gümrük müşavirleri, tır şoförleri, vinç operatörleri ve bu süreçte görev alan insanlar her gün canla başla çalışarak Ege Bölgesi’nin can damarı olan bu limanları çalıştırıyor.
Sadece İzmir’e değil, tüm Ege Bölgesi’ne hizmet veren ve bir bakıma Batı Anadolu’nun dünyaya açılan kapısı olan Aliağa Limanları ve arka alanının ihtiyaç duyduğu altyapı yatırımları vakit kaybedilmeden hayata geçirilmelidir. Bu kapsamda yol kalitesinin iyileştirilmesinden alternatif güzergâhlar oluşturulmasına, tır şoförlerinin en temel ihtiyaçlarını karşılayacağı tır parklarından demir yolu iltisak hatlarının geliştirilmesine varıncaya kadar yapılması gereken birçok iş var. Tüm bu ihtiyaç duyulan altyapı yatırımları ve diğer işler bölge ölçeğinde bir bütün olarak ele alınmalı ve planlanmalıdır. Bunlar yapıldığı takdirde limanlardaki bekleme süreleri kısalacak, yük transferleri hızlanacak ve buna bağlı olarak da ticaret erbabı ve sanayicilerimizin rekabet gücü artacaktır.
LİMANI OLAN BİR OSB: ÇANDARLI SANAYİ ÜRETİM ÜSSÜ Çandarlı Limanı, 1990’lı yıllardan itibaren İzmir’in gündeminde olan bir konu. İlk dönem yapılan fizibilite çalışmalarında Çandarlı Limanı’nın dünyanın en büyük 10 limanından biri olması hedeflenmiş ve planlamalar buna göre yapılmıştı. Ancak aradan geçen süre içerisinde sadece mendirek inşası tamamlanabildi. Bununla birlikte, aradan geçen süre zarfında dünya ticaretinin dinamikleri değişti, Türkiye’de ve yakın coğrafyada birçok yeni liman inşa edildi. Buna bağlı olarak da 1990’lardaki fizibilite çalışmalarının ortaya koyduğu dünyanın en büyük 10 limanından biri olma vizyonu artık geçerliliğini yitirmiştir.
Bugün, Çandarlı için yeni bir hikâyeye ihtiyaç var. İzmir’in rüzgâr enerjisi potansiyeli ve bu sektörde sahip olduğu sanayi gücü, Çandarlı özelinde yeni bir hikâye yazılması için oldukça elverişli bir zemin sunuyor.
Türkiye’nin rüzgâr başkenti İzmir. Ülkemizde rüzgârdan en fazla enerji üretimi şehrimizde yapıldığı gibi İzmir aynı zamanda rüzgâr santrallerine yönelik kanat, kule, türbin başta olmak üzere birçok ekipmanın imalatını yapan, ihraç eden güçlü bir sanayi ekosistemine ev sahipliği yapıyor. İzmir’de ve ülkemizde bugüne kadar hep karasal rüzgâr santralleri kuruldu. Ancak gelişen teknoloji sayesinde önümüzdeki 10 yıl içerisinde Türkiye’nin karasularında inşa edilmiş deniz üstü rüzgâr santralleri yükselmeye başlayacak. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız tarafından hazırlanan 2035 Enerji Stratejisi’ne göre, ülkemiz 2035 yılına kadar 5 GW büyüklüğünde deniz üstü rüzgâr santrali kurmayı hedefliyor. Diğer yandan, Kuzey Denizi’ne kıyısı olan ülkeler başta olmak üzere birçok AB üyesi ülke, karbon sıfır (net zero) hedefleri doğrultusunda büyük ölçekli deniz üstü rüzgâr santralleri kurulmasına yönelik yatırım planları açıkladı.
İzmir kıyılarından başlayarak Kuzey Ege, ülkemizin en verimli deniz üstü rüzgâr sahalarına sahiptir. Bugün itibarıyla ülkemizde Saros Körfezi, Edremit, Gökçeada ve Bozcaada’da olmak üzere 4 adet deniz üstü rüzgâr YEKA alanı ilan edilmiş ve bu alanlara yönelik ihalelerin 2027 yılının ilk çeyreğinde yapılması planlanmaktadır. Santrallerin kurulması ufukta görülmüşken karasal rüzgâr santralleri için sahip olduğumuz imalat gücünü deniz üstüne taşımak için önemli bir fırsat önümüzde durmaktadır. Bu fırsatı değerlendirmek için de yapılması gereken şey, limanı olan bir sanayi üssü kurmaktır.
Neden limanı olan bir OSB’ye ihtiyaç var? Çünkü deniz üstü rüzgâr santralleri için üretilen ekipmanlar o kadar büyük ki bu ekipmanları karayoluyla limanlara taşımak neredeyse imkânsız. Avrupa’da bu sektörün geliştiği Danimarka’da Esbjerg Limanı, İngiltere’de Hull Limanı, İspanya’da Bilbao Limanı, Almanya’da Cuxhaven Limanı gibi limanlar aynı zamanda art alanlarında deniz üstü rüzgâr ekipmanları imalatı yapan sanayi bölgelerine ev sahipliği yapmaktadır. Burada üretilen parçalar doğrudan limana sevk edilmekte ve gemilere yüklenip santralin kurulacağı sahaya gönderilmektedir.
Çandarlı Liman sahası, 6,35 milyon m² büyüklüğü ile bu iş için adeta biçilmiş kaftan niteliğinde. Lojistik maliyetlerinden ötürü Çin ile rekabet edebileceğimiz nadir sektörlerden biri olan bu sektörü İzmir’e kazandırmak için Çandarlı Limanı’nı deniz üstü rüzgâr santralleri başta olmak üzere özel proje yüklerine sahip sektörlere hizmet edecek şekilde hem liman hem sanayi bölgesi olarak işlevlendirmek, sadece İzmir için değil Türkiye adına katma değeri yüksek ve ihracat boyutu olan yeni bir sektörü kazanmak demektir.
İzmir Ticaret Odası olarak Dikili, Bayındır, Kınık Tarıma Dayalı İhtisas OSB’leri ile Kemalpaşa Lojistik Merkezi projesinde sahip olduğumuz tecrübeyle İzmir ve sektördeki paydaşlarımızla önümüzdeki dönemde bu projeyi hayata geçirmeyi hedefliyoruz.
KEMALPAŞA LOJİSTİK MERKEZİ Kemalpaşa, İzmir’in sanayi bölgeleri ile limanları arasında stratejik bir noktada bulunuyor. Bu nedenle Kemalpaşa Lojistik Merkezi’ni yalnızca yüklerin depolandığı bir alan değil; demiryolu, karayolu, liman ve üretim merkezlerini birbirine bağlayan ana lojistik düğüm olarak değerlendirmek gerekiyor. Yalnızca İzmir için değil, güçlü sanayi altyapısı olan Manisa, Aydın, Denizli, Uşak, Balıkesir gibi çevre iller ile Ege Bölgesi hinterlandındaki diğer üretim ve ticaret merkezleri açısından da büyük bir öneme sahiptir.
Ortakları arasında İzmir Valiliği, EBSO ve Ege İhracatçı Birlikleri ile Odamızın da yer aldığı şirket eliyle önümüzdeki dönem içerisinde onaylı imar planı ve projeler çerçevesinde ihtiyaç duyulan yatırımları hızlı bir şekilde tamamlayıp Kemalpaşa Lojistik Merkezi’nin hizmete alınması hedeflenmektedir. Bu kapsamda, öncelikli olarak 1,3 milyon m² büyüklüğündeki ilk etabın en kısa sürede tamamlanması, akabinde de 1,7 milyon m² büyüklüğündeki ikinci etabın yapım çalışmalarına başlanması planlanmaktadır.
Kemalpaşa Lojistik Merkezi’nin çalışmaya başlamasıyla birlikte sanayicimizin lojistik maliyetleri azalacak ve kent merkezindeki trafiği olumsuz etkileyen ağır taşıt trafiği de büyük ölçüde ortadan kalkmış olacak. Bununla birlikte, İzmir’in liman avantajını gerçek bir rekabet avantajına dönüştürmek için üretim alanı ile liman arasındaki zincirin her halkasının güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu da Kemalpaşa Lojistik Merkezi’nin limanlarla olan demiryolu bağlantılarını güçlendirmekten geçiyor. Bu konunun da İzmir ve Ege Bölgesi sanayisinin gelişimi açısından gündemde tutulması büyük önem taşımaktadır.
KATMA DEĞERLİ TURİZM: ALTERNATİF TURİZM TÜRLERİNİN GÜÇLENDİRİLMESİ İzmir’in çok önemli bir avantajı var: Turizm tek bir bölgeye ve tek bir sezona bağlı değil. Bergama ve Selçuk’taki tarih ve inanç mirası, Urla ve Yarımada’daki gastronomi, Bakırçay ve Küçük Menderes Havzası’ndaki ilçelerde agro-turizm ve eko-turizm, kıyılarda su sporları ve yelken gibi birbirinden farklı ürünleri aynı destinasyon içinde sunabilmektedir. Bu potansiyelden tam anlamıyla istifade edilebilmesi, her bir turizm türünü ayrı ayrı ele almak yerine bunlar arasında bağlantı kuran, rotalar, etkinlik takvimleri, ulaşım bağlantıları ve uluslararası tanıtımla birleşen yeni bir yaklaşıma geçilmesiyle mümkündür. Böylelikle turizm yılın tamamına ve İzmir’in her ilçesine yayılabilir.
ÇEŞME TURİZM PROJESİNE DESTEK Çeşme Turizm Projesi’nin güncel koşullar ve ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden ele alınması gerekmektedir. Projenin yeni bir yaklaşımla değerlendirilmesi, İzmir’in turizm kapasitesini güçlendireceği gibi İzmir merkezli uçuşların artmasına da önemli katkıları olacaktır. Havayolu erişiminin artması, yalnızca Çeşme’ye ve turizme değil, İzmir ve Ege Bölgesi’nin dış dünyayla ekonomik ilişkilerine de olumlu şekilde yansıyacaktır.
İNCİRALTI SAĞLIK TURİZMİ PROJESİ İnciraltı’nın uzun yıllardır devam eden planlama sorunlarının çözülmesi ve bölgenin İzmir ekonomisine kazandırılması, İzmir’in gelişimi açısından büyük bir önem taşımaktadır. Bölgenin özellikle sağlık yatırımları açısından çok büyük bir potansiyeli bulunmaktadır. Bu potansiyelin değerlendirilmesi, İzmir’in sağlık turizmi kapasitesini önemli ölçüde artırabilir ve kentin yüksek katma değerli turizm hedeflerine katkı sağlayabilir.
ATATÜRK STADI YIKILMALI İzmir’in büyük ve modern bir stadyuma ihtiyacı var. İzmir’de düzenlenen 1971 Akdeniz Oyunları için inşa edilen Atatürk Stadyumu, sahip olduğu deprem riskinin yanı sıra büyük spor organizasyonları için gerekli standartları karşılamaktan uzak. İzmir Ticaret Odası olarak Atatürk Stadyumu’nun yıkılarak yerine 50.000 kişi oturma kapasitesine sahip modern bir stadyum inşa edilmesini öneriyoruz. Bu yapılabildiği takdirde ülkemizin İtalya ile ortaklaşa düzenleyeceği 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası’na ev sahipliği yapan şehirlerden biri olma fırsatını yakalayabiliriz.
Konu özelinde yaptığımız çalışmalar, Atatürk Stadyumu’nun bulunduğu alanın yarısında böyle bir stadyumun yapılabileceğini ortaya koyuyor. Stadyum için kullanılmayan alan içerisinde de büyük bir Kongre ve Sergi Sarayı ile Spor Müzesi’nin yapılmasıyla birlikte bu alan, spor, turizm, kültür ve etkinlik ekonomisini bir araya getiren yeni nesil bir yaşam merkezi hâline gelebilir. Bu projenin gündeme gelmesi hâlinde İzmir Ticaret Odası olarak Kongre ve Sergi Sarayı’nın yapımını üstlenmeyi hedefliyoruz.
Bununla klasik bir kongre merkezinin ötesinde, bünyesinde sergilerden konserlere, lansman törenlerinden e-spor turnuvalarına kadar birbirinden farklı etkinliklere ev sahipliği yapabilecek teknolojik altyapıyla donatılmış, yeşil ve akıllı bir kompleksi şehrimize kazandırmak istiyoruz.
KÖRFEZ TEMİZLİĞİ SİYASİ TARTIŞMALARIN ÖTESİNDE Körfez, İzmir’in yalnızca çevresel değil, ekonomik ve toplumsal değerlerinin de merkezinde. 2025 yılında Çiğli İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi’ndeki yeni yatırımlarla arıtma kapasitesi önemli ölçüde artırıldı; tesis 2026 itibarıyla günlük 820 bin metreküp kapasiteyle yaklaşık 4 milyon kişiye hizmet veriyor. Bu yatırımlar önemli; ancak Körfez, tek bir yatırım veya tek bir kurum üzerinden çözülebilecek bir mesele değil. Körfez’in temizliği ve korunması, merkezi yönetim ile yerel yönetimin ortak sorumluluğunda, günlük siyasi tartışmaların ötesinde uzun vadeli bir şehir meselesi olarak ele alınmalıdır.
HARMANDALI REHABİLİTE EDİLMELİ İzmir’de her gün yaklaşık 5 bin 500 ton atık ortaya çıkıyor. Bu rakam yılda yaklaşık 2 milyon tonluk bir atık yönetimi sorumluluğu anlamına geliyor. Böyle bir hacmin yalnızca toplama ve depolama üzerinden yönetilmesi mümkün değil. İzmir’in bilimsel ölçütlerle belirlenecek uygun bölgelerde modern atık yönetim tesislerine ihtiyacı vardır. Bu tesisler atığı ayrıştıran, geri kazanan, dönüştüren, yeniden ekonomik değere çeviren çevre dostu ve çağdaş bir sistemin parçası olmalı; Harmandalı’nın rehabilitasyonu da bu yaklaşımın önemli başlıklarından biri olarak ele alınmalıdır.
İKİNCİ ÇEVRE YOLU VE KÖRFEZ GEÇİŞ PROJESİ TAMAMLANMALI 2025 verilerine göre İzmir’de ortalama trafik yoğunluğu yüzde 54,1’e ulaştı; yoğun saatlerde ortalama hız 19,9 kilometreye kadar düştü ve sürücüler yıl boyunca yaklaşık 112 saat kaybetti. Akşam yoğunluğunda 10 kilometrelik bir yolculuğun ortalama süresi yaklaşık 35 dakikaya kadar çıkıyor.
4,5 milyonluk bir metropolde ulaşım sorununu çözmek için yeni yollar açmanın, yeni metro hatları inşa etmenin ötesinde Kuzey-Güney İzmir Alt Bölge Merkezleri ile Kent İçi Ekonomik Bölgeler bağlamında dikkat çekilen sistemin bütününü gören bir yaklaşıma ihtiyaç var. Bununla birlikte, kısa vadede kronik trafik sorununu azaltmak için de bazı yatırımların vakit kaybedilmeden hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, İkinci Çevre Yolu ve Körfez Geçiş Projesi için çalışmalar tamamlanıp bir an evvel yapım aşamasına geçilmesi büyük bir önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra Halkapınar-Otogar Metrosu, Karabağlar Metrosu, havaalanına ulaşım için alternatif güzergâh gibi yatırımların da devreye alınması büyük bir ihtiyaç. Yine denize kıyısı bir kent olarak deniz ulaşımının kent içi ulaşım içerisindeki payını artırmak için yenilikçi çözümler üzerinde daha fazla çalışılması gerekiyor.
Ulaşım sorununun çözülmesi ya da azaltılması, insanların işe, eğitime ve sosyal yaşama erişmek için harcadıkları zamanı azaltmak, doğrudan doğruya İzmir’in yaşam kalitesini ve ekonomik verimliliğini artırmak demektir. Körfeziyle, çevresiyle daha temiz ve daha erişilebilir bir İzmir, daha yaşanabilir bir İzmir demektir.
KAYIP KAÇAK ORANI AZALTILMALI İzmir, kişi başına düşen su miktarı açısından ülkemizde su kıtlığı yaşayan şehirlerden biridir. Bunun yanı sıra şehrimizin su ihtiyacının yaklaşık yüzde 65’i yer altı su kaynaklarından karşılanmaktadır. İklim krizinin etkileriyle birlikte tüm göstergeler, şehrimizin yakın bir gelecekte su fakiri olabileceğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, su güvenliğinin İzmir’in ana gündem maddelerinden biri olduğunu düşünmekteyiz. Bu kapsamda, tarımsal üretim başta olmak üzere suyun verimli kullanımını sağlayan teknolojilerin yaygınlaştırılmasından içme suyu şebekelerindeki kayıp-kaçak oranlarının azaltılmasına kadar atılması gereken birçok adım var.
İzmir Ticaret Odası olarak tüm bunların ötesinde denizden su arıtma konusunun, şehrimizin su güvenliği açısından değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Gelişen teknolojiler denizden su arıtma maliyetlerini oldukça azaltmış durumda. Su fakirliği tehdidine karşı şehrimizin en önemli avantajı olan denizden su arıtma potansiyelini kullanmak için gerekli çalışmalara merkezi ve yerel yönetim iş birliği içerisinde vakit kaybetmeden başlamalıyız.
Körfeziyle, çevresiyle daha temiz, ulaşım altyapısıyla daha erişilebilir ve kentsel altyapı ve üstyapısıyla daha dirençli bir İzmir, daha yaşanabilir bir İzmir demektir.
İZMİR EKONOMİ ÜNİVERSİTESİ Kurum olarak yapmak istediklerimiz ile İzmir’in geleceğine dair düşüncelerimizi hayata geçirebilmek, yetişmiş insan kaynağına sahip olmakla mümkün. Şayet iyi eğitim almış bir beşerî sermayeye sahip değilseniz, projelerinizi hayata geçirmeniz mümkün değildir. İzmir Ticaret Odası olarak eğitimin her şeyin temeli olduğu gerçeğinden hareketle 25 yıl önce İzmir Ekonomi Üniversitesi’ni kurduk. İzmir’e ve Türkiye’ye kazandırdığımız büyük bir eser olarak üniversitemiz, bugün hem İzmir hem de ülkemiz için pırıl pırıl gençler yetiştiriyor.
2018-2026 dönemi içerisinde üniversitemiz idari, mali ve akademik açıdan önemli başarılar elde etmiştir. Akademik açıdan eğitim kalitemizdeki artışı hem üniversitemizin tercih edilebilirlik göstergeleri hem de araştırma çıktılarımız üzerinden takip etmek mümkün. Bu kapsamda, 2018 yılında ön lisans ve lisans programlarımızın doluluk oranı yüzde 79 iken, 2023 yılında bu oran yüzde 99,92 seviyesine yükselmiştir. 2020-2026 dönemi boyunca programlarımızın ortalama doluluk oranı yüzde 98,2 olarak gerçekleşmiş olup bu oran, ülkemizdeki vakıf üniversitelerinin ortalama doluluk oranlarının yaklaşık 13 puan üzerinde bir seviyeyi ifade etmektedir.
Tercih edilebilirlik açısından bir diğer önemli başarı, ilk üç tercihi içerisinde üniversitemize yer verip yerleşen öğrencilerin sayılarında kendini göstermiştir. 2025 yılı itibarıyla üniversitemize kayıt yaptıran öğrencilerimizin yüzde 54’ünün ilk üç tercihinde İzmir Ekonomi Üniversitesi vardı. Bu sayede, 2018 yılında vakıf üniversiteleri arasında birinci olan sadece 3 bölümümüz varken, 2025 yılına geldiğimizde bu sayı 15’e yükselmiştir.
Tercih edilebilirliği sağlayan en önemli faktör ise bu süre zarfında elde ettiğimiz akademik başarılar oldu ve bu da eğitim kalitemizi daha da yukarılara taşıdı. Bugün Scopus ve Web of Science gibi saygın indekslerde İzmir Ekonomi Üniversitesi adına kayıtlı bilimsel çalışmaların yarısından fazlası son sekiz yıl içerisinde üretildi. Diğer yandan, 2018 yılında akredite olan program sayımız sadece 2 iken, bugün akredite olan program sayımız 29’a yükselmiştir. Böylece lisans programlarımızın yüzde 64’ü akredite edilmiş oldu. Ülkemizde vakıf üniversitelerinde bu oranın ortalamasının yüzde 17 olduğu düşünülürse, kısa bir süre içerisinde kat edilen mesafe daha iyi anlaşılmaktadır.
Önümüzdeki dönemde Güzelbahçe Kampüsü’nün tamamlanmasıyla birlikte üniversitemiz için yeni bir sayfa açılmış olacak. Hedefimiz, ülkemizde vakıf üniversiteleri arasında ilk sırayı almak ve dünyadaki en iyi 500 üniversite arasına girmek. Bu hedef doğrultusunda hayata geçirilen yeni kampüs, üniversitemizin kendi öz kaynaklarıyla finanse edilmekte ve toplam 120 milyon ABD doları bulan maliyetiyle Türkiye’de tek seferde yapılan en büyük eğitim yatırımı olma özelliğine sahip. Mimari projesi, dünyanın en saygın uluslararası organizasyonları arasında yer alan Dünya Mimarlık Festivali’nde kendi kategorisinde Türkiye’den finale kalan tek proje olan Güzelbahçe Kampüsü’nün en önemli özelliği, çevreci, yeşil ve akıllı bir kampüs olması. Mevcut kampüsün iki katı büyüklüğünde yeşil alana sahip yeni kampüste temiz enerji kaynaklarından yararlanılacak ve teknolojinin en son ve gelişmiş imkânları yer alacak.
Tamamlandığında 173 bin m² kapalı alana sahip olacak Güzelbahçe Kampüsü’nün 68 bin m² büyüklüğe sahip ilk etabı, 2027 yılının ikinci yarısında hizmete açılacak. Disiplinler arası eğitim ve öğretimi destekleyen ve araştırma-geliştirme odaklı bir mekânsal tasarıma sahip kampüs içerisinde derslik binaları ile Ar-Ge merkezlerinin yanı sıra yaklaşık 9 bin m² büyüklüğe sahip modern bir kütüphane binası ve öğrenci merkezi başta olmak üzere çok sayıda sosyal donatı yapısı yer alacak.
Kaynak: Ege'de Sonsöz








0 Yorum